yazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nis 2007

Kyoto Protokolü nedir?

“atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak”tır.devamı buradan

sizde destek olmak istiyorsanız banner e tıklayın...

7 Nis 2007

takıntı

Yediğiniz bir şeyi bir kaç kez elinizden düşürünce o şeyin yenilmeyi istemediğini düşünür müsünüz?

Cep telefonu ile konuştuktan sonra kaç kontör kaldı mesajında kalan kontör sayısını tahmin eder misiniz?

Kendinizle ilgili tiksindiğiniz bir hadiseyi dost meclisinde anlatabilmek için başına "Bir arkadaşımın başına ne gelmiş" takısını ilave eder misiniz? Biri size bu şekilde bir şey anlattığında içinizden "Hade len!.." diyip güler misiniz? Sonra insanların da sizinkileri yemediğini düşünüp gene de bu taktiğe devam eder misiniz?

Messenger'ınızdaki kişilerin dinlediği müziklere bakıp onların ruh halini anlamaya çalışır mısınız? Kendiniz kırosallığı yüksek şarkılarda karizmayı sarsmamak adına "Ne dinliyorum" özelliğini kapatır mısınız? İki yüzlü müsünüz? :)

Birine İngilizce bir kelimeyi söylerken o kişinin anlaması için yazıldığı şekilde okuyunca etrafınızdaki diğer kişilere rezil olmamak için daha sonra doğru okunuşunu söyler misiniz?

Cebinizde değişik büyüklükte bozuk paralar olduğunda elinizi cebinize sokup paraları büyüklüğüne göre sıraya koymaya çalışır mısınız? Sıraya koyduktan sonra hepsini bir anda cebinizden düzgünce çıkarıp doğru sıraladığınızı görünce garip bir haz duyar mısınız? Yine aynı şekilde cebinizdeki bozuk paraların değerini büyüklüklerine göre tahmin etmeye çalışır mısınız?

8 Şub 2007

takinti

Eskiden aşık olduğunuz ama itiraf edemediğiniz aşkınızı görmek için yolu uzatmak pahasına onun evinin sokağından geçer misiniz? Geçip de göremeyince bir daha geçer misiniz? Bir daha geçtiğinizde de yoksa taşınmış olabileceğini düşünür müsünüz?

İlk kez bir bara gittiğinizde daha önceden de içki alışkanlığınız yoksa ortamda rezil olmamak için diğer arkadaşlar ne isterse aynısından ister misiniz? Genelde gelen o içi su dolu fıçı birayı içerken suratınız şekilden şekile girer mi?

Otobüste ineceğiniz durağı bilmemenize rağmen etraftaki DişiCanlara rezil olmamak için susmayı tercih eder misiniz? Hatta bunun için son durakta inip boş bir otobüsle geri dönerken şoförün kulağına fısıldayarak sormayı bile göze alır mısınız?


İşyerinde müdürünüz sizi odasına her çağırdığında aranızda bir sorun olmamasına veya bir yanlışınız olmamasına rağmen kıllanır, "Aha şimdi sıçtık!" der misiniz?

Evde tek başınıza kaldığınız zaman, rahat rahat oturup keyif yapmadan önce; pencereyle koltuk arası, balkon, perdeyle duvar arası, dış kapının önü, televizyonun arkası gibi sapık bir katilin çıkma olasılığının aslında %0 olduğunu bildiğiniz ama kendinizi tutamayıp kontrol etme ihtiyacı duyduğunuz yerler olur mu?

Televizyon izlerken iki kanalda da aynı reklam varsa, bu iki kanala sırayla zapping yapıp aradaki saniye farkını çözmeye çalışır mısınız?

Bilgisayar monitörünün gözüktüğü bir ortamda bir şeyler yazarken, sohbet ederken arkanıza dönüp birisi monitörü izliyor mu diye bakar mısınız?

Winampta çalan müziğin listenin en ortasında konumlanmış olmasına dikkat eder misiniz? Şarkı aşağılarda duruyorsa rahatsız olur musunuz?

İş görüşmelerinde, mülakata girmeden önce alındığınız odada yalnız beklerken "Acaba buraya dinleme cihazı veya kamera koydular mı?", "Acaba hareketlerimi izliyorlar mı?", "Acaba şirket hakkında neler konuştuğumu dinleyip bana karşı koz olarak kullanırlar mı?" şeklinde düşünerek her davranışınıza azami özen gösterir, sağda solda kamera vs. arar mısınız?

29 Oca 2007

picasso ile diyaloglar


-bu resmin ismi ne picasso?
-balik
-haha?! bu nasil balik!!??
-bu balik degil resim!
-Imf!!??

Hindistan



Gandi(baba)nin Ulkesi
6 Farki din
6 farki etnik koken
29 Buyuk bayram,
31 Eyalet,
1618 Farki dil,
6400 Kast
Fakat
1 Ulke

Hindistan

23 Oca 2007

takinti

Tavla oynarken son attığınız zar aynı zamanda oyunun o anki skoruysa gereksiz yere mutlu olur musunuz?

Birden fazla gazete aldığınızda en saygın gazetenin üste gelmesine dikkat eder misin?

Taksiden inerken şoföre "hayırlı işler" veya "iyi günler" deyip cevap alamadığınızda taksinin kapısını tam kapatmayıp hemen uzaklaşmaya özen gösterir, şoförün oturduğu yerden tam kapatmadığınız kapıyı kapatmak için uğraşmasına neden olur musunuz?

Biri size "gözleriniz çok güzel" dediğinde daha önce boş boş bakarken daha anlamlı bakmaya çalışır mısınız?

Yatmadan önce hem su içip hem de tuvalete gidecekseniz önce suyu içer misiniz? Böylece o sudan artan maddeleri de boşalttığınızı düşünür müsünüz?

Konuşmanız esnasında “saat” kelimesi geçiyorsa o anda saate bakma gereği duyar mısınız? Bunu her yapışınızdan sonra bu davranışın çok saçma olduğunu düşünüp kendinize sinir olur musunuz?

Havaalanlarında pasaport kontrolü yapılırken görevlinin sizi inceleyip resimdeki adamın siz olup olmadığını kontrol ederken, pasaportunuzdaki pozunuzu verir misiniz? Eğer böyle yapmazsanız adamın kuşkulanıp sizi sorgulayacağını düşünür müsünüz?

Canlı yayın konuklarının taktıkları kulak içi kulaklıkların herkes tarafından kullanıldığını düşünüp iğrenir misiniz? Bir gün böyle bir canlı yayına çıkma durumumum olursa ne yaparım diye şimdiden hesap yapar mısınız?

Kanal kanal gezerken karar kıldığınız bir program o an reklam verdiğinde bunun sizin yüzünüzden olduğunu çünkü o programı izleyerek popülerliğini arttırdığınızı düşünür müsünüz? Bu yüzden vicdan azabı çekip hiç izlenmeyen kanalları izler misiniz?

Gece su içmeye kalktığınızda odanızdan mutfağa kadar olan bütün ışıkları açma gereği duyar mısınız?

İcq'da milletin contact listinde üstte görünmek için nick'inizin başına " ! ? ' *
gibi işaretler koyar mısınız? Olay anlaşılmasın diye nick'inizin sonuna da aynı işaretten yerleştirir misiniz?

Kazaa'da başkalarının sizden neler indirdiklerini inceler misiniz? Onları isimlerine göre sort ederek günün popüler download'u neymiş diye bakar mısınız?

Gece taksiye binince arka koltuğun sağında oturuyorsanız camdan taksimetrenin yansımasını bulup ters rakamları okumaya çalışır mısınız?

Minibüste kimse yokken minibüsün en rahat köşesi olan arka tarafın en köşesine oturduktan sonra ortam sıkışınca "lan şimdi bu köşeden nasıl çıkacağız, çıkarken ortam rahatsız olur mu, rezil olur muyum, çıktıktan sonra herkes beni konuşur mu?" gibi beyninizde onlarca sorun yaratır mısınız?

Yolda yürürken birisiyle karşı karşıya gelip aynı anda aynı yönlere doğru hareket ettiğiniz için biriniz diğerinin yanından geçemediğinde "acaba bu sonsuza kadar böyle sürüp gider mi" diye düşünür müsünüz?

İşemenizin sandığınızdan da uzun sürmesi üzerine heyecanlanıp, daha da uzun sürmesi üzerine umutlanıp, aşırı uzaması üzerine de "ya bu benim hayatımdaki en uzun işeme herhalde" deyip, günün tarihini ve takribi süreyi bir yere not eder misiniz? (Örn: 20 Ağustos 1992 - Ayvalık - 1 dakika 53 saniye)

Bilgisayarınızdaki mp3'leri, "Yabancı" ve "Türkçe" olarak iki ayrı dosyaya kaydederken, yabancı dilde şarkı söyleyen şarkıcılarımızı ne yapacağınızı bilemeyince yeni bir dosya açar mısınız? Bu yeni dosyaya "Şuursuz şarkıcıların şarkıları" diye isim verir misiniz?

Ofiste ya da banka şubesi gibi mekanlarda tuvalete girdiğinizde, sizden önce giren etrafı fena halde kokutmuşsa "bir tek el yıkayacağım ama çıkınca benim kokuttuğumu sanacaklar" deyip hemen geri çıkar mısınız? Ardından da "eyvah, bu defa da kokuya dayanamadığımı düşünecekler" endişesine kapılır, "fazla hassas" olarak damgalanmaktan korkar mısınız?

Araba kullanırken mümkün olduğunca az fren kullanıp arkanızdakilerin sizin usta bir sürücü olduğunuza kanaat getirmiş olabileceklerinden değişik bir haz duyar mısınız?

Bir dergide veya gazetede bir yazı okurken o yazıyı hiç beğenmediğiniz halde sonuna kadar okur musunuz?

23 Ara 2006

takinti

Hijyenik koşullarda el değmeden paketlenmiş ürünleri açarken, bunun tarihi bir an olduğunu düşünür müsünüz? Steril olan ürünün havayla temas ettiği anda, havadaki bütün mikroorganizmaların ürüne hücum ettiğini hayal ederek garip bir haz alır mısınız?

Bir dosya paylaşım programında, çektiğiniz dosya %99'da durursa "kesin adam gıcıklığına durdurdu!" diye düşünür müsünüz? Siz böyle düşünürken download biterse karşıdakine mahcup olur musunuz?

Pis kokan bir tuvalette ağzınızdaki sakızdan balon yaparsanız sakızınızın kirleneceğini düşünür müsünüz? Ağzınızın içinde balon yapmaya çalışır mısınız? Her durumda sakızı tuvaletten çıktıktan sonra atar mısınız?

Berberin düzelttiği favorilerinizin sağlı sollu uyumunu asla beğenmeyip tıraş bıçağıyla favorilerinizi düzeltmeye kalkar, ardından favorileri kaş hizasına kadar keser misiniz? Oluşan ilginç şekle bakıp "lan daha fazla da abartmayalım artık, zararın neresinde dönsek kardır" der misiniz?

Bir şarkı dinlerken, dünyanın herhangi bir yerinde aynı anda o şarkıyı dinleyen birilerinin olup-olmadığını düşünür müsünüz? Eğer olduğuna kanaat getirirseniz garip bir mutluluk duyar mısın?

Bir şişenin kapağını açmaya çalıştığınızda kapak yerine şişeyi çevirir misiniz?

Stres tuşunda bi an olsun anlam arayıp da "ulan hakkaten siteyi terk etsem mi" dediğiniz olur mu?

Sizden önce biri hapşırdıysa, ona ve size kaçar kişinin "çok yaşa" dediğini toplayıp, ortamda kimin daha popüler olduğunu hesaplar mısınız?

Gazetede bir şey okurken yan sayfadaki renkli haber dikkatinizi çektiğinde "ben iki haberi bir arada götürürüm" diyerek iki haberi katar karıştırır okur musunuz? İki haberden de hiçbir şey anlamayınca ikisini de teker teker baştan okur musunuz?

Eve misafir geldiğinde (dayınız, amcanız, vs...) üşenip, annenize uyuduğunuzu söyletir, daha sonra da onlara görünmemek için tuvalete, banyoya gidemez, odanızda kısa süreli bir esir hayatı yaşar mısınız?

Sokakta reklam, tanıtım, vs. broşürleri dağıtan kişi bir önünüzdekine uzatıp size uzatmazsa "lan kimse beni adam yerine koymuyor!" diye dalar mısınız?

Yıkanırken vücudunuzda "iğne deliği kadar kuru yer" kalıp kalmadığına kafayı takar mısınız?

Lokantada yemek yerken kendinizi, su bardağına bittikçe konan suyu içmek zorunda hisseder misiniz? Her seferinde bu olayın sonu nereye varacak diye düşünür müsünüz?

Yakınından geçmekte olduğunuz bir halı sahada kaça kaç oynandığını merak edip, tek tek oynayanları sayar mısınız? Altıya altı çıktığında sevinip, yediye altı çıktığında "tüh bi kişi eksikler" diye üzülür müsünüz?

22 Ara 2006

Samimiyetsiz iltifat; Yalakalık

Samimiyetsiz iltifat; Yalakalık

Yalakalığın tanımıyla fazla uğraşmak zaman kaybettirir, zira herkes bunun ne demek olduğunu yeterince biliyor , burada yalakalığın işlevsel boyutuna girmeye, ve bunun internet ortamına yansımalarının ne olduğunu göstermeye çalışmak istiyorum. Maddeler halinde inceleyelim;


Birinci fasıl ; Yalakaların, yalakalık ettikleri kişiye zararları nelerdir?

Herkes, dışarıdan baktığında yalakalık edinilen kişinin durumdan zevk eylediğini, ve sonuçlarını da sefa ettiğini düşünür. Halbuse hakikat hiç böyle değildir. Hiç bu gerzek yalakalar, akıllı bir insana yarar mı? Bunların yalakalığı, övmesi, yaranması bile yaramaz akıllı adama (hiçbir işe yaramadıkları gibi). Efendim açalım; bir kere yalakalık çoğunlukla ve genellikle, kişinin kendinden üstünde gördüğü kişilere yapılır. Bu durumda bu üst sınıfın ağabeyleri/ablaları, bir karşılaştırma süzgecinden geçirilmiş olur. Kısacası; ÖVÜLEN KİŞİ ÇATIŞMAK ZORUNDADIR; ÇÜNKÜ DİĞERLERİYLE KARŞILAŞTIRILMIŞTIR. Burada gerçekten övülen kişinin durumu, iki ucu boklu değnek ortasındaki karıncaya benzer. Kendisine “yok öyle değilim” desee bi türlü, “evet öyleyim, eheh” dese bi türlü. Şunlar ilk başta gördüğüm zararları oluştururlar;

· Diğerleriyle karşılaştırmaya dayandığı için, bireyler arası çatışma ve çekememezlik doğurur.
· Hiçbir bok yapmamışken, bunların yüzünden antipati toplarsınız, düşmanlarınızın öfkesi daha da kabarır.
· Maalesef bu gerzek yalakalar size götü kalkmış bir görünüm verir.

Tarihte de yalakaların bir çok zararları görülmüştür. Birlikte büyüyen birlikte oynayan şehzadeler, hep birilerinin diğerlerine yalakalık etmesinden dolayı, birbirlerini çekememişler ve birbirlerini boğazlayacak duruma gelmişlerdir. Hatta boğazlamışlardır. Tabii internet ortamında da, bazı saygı duyulan kişilere yapılan yalakalık da, onlara öfkenin ve çekememezliğin doğmasına sebebiyet vermiştir. Örnekleri mevcut olmuştur, hala vardır, ve var olacaktır.

İkinci madde; İyi de, kimler, neden yalakalık yapar ?

İlk önce bu işin nedenlerini sayalım. Yalakalık etmenin tek ve basit bir nedeni yoktur. Ama genelde, güvenlik kaygılarıyla yapıldığını düşünüyorum. Şu nedenler başlıcaları olabilir;

· Alt sınıf kendini kollamak ve korumak için, üst sınıfa yalakalık etme ihtiyacı duyar, bu bir çeşit, dere boyunca ayıya dayı deme refleksidir. Zekice bir nedendir aslında.
· Bazı insanlar tıpkı Osmanlı devletinin 1. dünya savaşına girerken ki “diplomatik yalnızlıktan” kurtulması gerekçesi gibi, psikolojik yalnızlıklarından kurtulmak için birilerine yalakalık ederler. Bu da bir ihtiyaçtır… sanki… Bunun bir farkı var; illa üst sınıfa olması gerekmez, kendi sınıfına ve daha alttakilere de yalakalık edebilirler bu insanlar.
· Bir de, eğer toplum bir kişiye hörmet gösteriyorsa, tekil de ne olduğunu anlamadan ona saygı duyar. Beğenmese bile, doğru olduğunu söyler, ne kadar haşmetli olduklarını dile getirirler. Sürü psikolojisidir.
· Hep alt sınıf mı yalakalık eder a.q? Bazen üstler de, astlarını yalarlar. Bu daha çok, sevgi bağlarını güçlendirmek, ve hmm… oy toplamak içindir. Hani götüm kalkmış görünmeyim hesabına da yalakalık edenler yok değildir. Zekicedir…

Üçüncü husus; Kimler yapar? Nedenleri söyledik de bunları söylemedik.

Nedenlere bakılarak aslında hangi mizaçtaki insanların yalakalık yaptıkları çıkarılabilir;

· Korkaklar…
· Aşağılık kompleksli insanlar.
· Bir gruba dahil olmak isteyen insanlar. (Lise yıllarındaki ideolojik akımlara sürünme popülistliğinin temelinde bu neden yatar, kim ne derse desin. 17-18 yaşındaki adam, milliyetçiliğin neden ve sonuçlarını, ya da sosyalizmin neye tepki olarak başladığını, marks’ı, lenin’i, felsefe tarihini vb.. gibi şeyleri tam olarak kavrayamaz… Hele türkiye’de.)
· Menfaati olan insanlar. ( sözlükten hatun kaldırmak, mevki elde etmek, )
· İşte en asil duygunun insanları; “üst sınıflar arasında çatışma çıkarmak isteyen casus tipli insanlar”… Bunlara saygı duyarım, adamların idealleri var çünkü. Ve hayatın bir rekabet olduğunu anlamışlar. Birilerini yalarlar, ve o kişi antipati toplar, bir noktada da boğazlanır. İşte bu!...

Dördüncü söz; Peki kimler yalanmaya daha yatkındır? Genellikle kimlere yapılır bu yalakalık?

Bunlar da işin nedenine bakılınca kolay anlaşılacak şeylerdir, ancak bazı hususları açmak lazım. Biz, bazen üst sınıflardaki (üst sınıf alt sınıf derken kastettiğim, saygı gören, tanınan, bilinen kişiler ile bilinmeyen, tanınmayan küçük kişiler arasındaki ayrımdır. Hindistan’lı değilim) yalakalıkları anlamayız. Bu adamların yalakalık yapmaya ihtiyacı olmamasına rağmen, türlü bahanelerle birbirlerine iltifatlarda, nüktelerde, sempatilerde bulunurlar. Bunun nedeni de basittir; bu insanlar birbirlerinden çekinirler. Genelde, bir grupta iki baş olursa, ya çatışma çıkar ya da usul usul işler böyle devam eder. İşte bu durumda çatışmanın çıkacağını, veya bu sözlük için konuşayım eleştirileceğini, ayar yiyeceğini anlayan zayıf kişilik, diğerine iltifat ederek, kendine ondan gelecek bir eleştiriyi kesmek için duvar örmüş olur. Bu sebeple haksız yalakalıkları fark edip, bunlara önlem almak gerekir. Yalakalık edinilen genel tipler şunlardır;

· Grup içinde gücü olan, sivri dilli, her boku eleştiren kimselere.
· İdeoloji/fikir/din grupları başlarına…
· Yönetici konumundakilere
· Verici hatunlara ,vurucu beylere…

Beşinci nükte; Kimlere yalakalık edinilmesi, bir derece hoş karşılanabilir?

· yönetici konumundakilere… (öyle...)

Altıncı asteriks; Yalakalığın yararlarını söyle bana…

· korunursunuz
· bir grubunuz olur
· para kazanabilirsiniz
· Bir gün size de birileri yalakalık edecek konuma gelebilirsiniz.
· İşleriniz aksamaz

Ama bir dönem dalkavuk damgası yersiniz. Ayaklar altına almanız için bile bir gururunuzun olmadığı herkesçe malum olur. Mütemadiyen tiksinilirsiniz…

Yedinci cüce; Yalakalıktan kendimi alamıyorum, ama dalkavuk görünmek de istemiyorum, peki n’aapmalıyım?

· O kimsenin düşüncesine katılacaksanız, bari bir noktaya katılmadığınızı belirtin.
· O kimsenin bir isteği olduğunda, bir şartla kabul edin. Hemen “lafı mı olur aabi” ayaklarına girmeyin.
· O kimsenin bir görüşünü tamamen kabul etmek yerine, ona eklemelerde bulunun ki, eksik bir yanlarının olduğunu ima edin.


Sekizinci öğüt; Ben üst sınıfım, bu gerzeklere karşı sence ne yapmalıyım?

· Sana her yalakalık yapana, aynı yalakalıkla cevap verme, zira bu davranış senin eleştirel düşüncene saygısızlıktır. Zaten büyük ihtimalle sana değil, senin gücüne, parana, bedenine, ve öldürücü silahlarına yapılmış bir yalakalıktır bu. Eğer sen de ona aynı uslupla cevap verir, adamın egosunu okşarsan, yarın öbür gün bir yanlışını gördüğünde adamı eleştiremez konuma gelirsin. Yalakalık yapana bir savunma duvarı örmesine müsaade etme; “dostunu bir gün düşmanın olacakmış gibi, düşmanını da bir gün dostun olacakmış gibi sev”.
· Çevreye karşı mütevazı ol, olmasan bile öyle görünmeye çalış ki, diğerleri sana haset etmesin.
· Sallama, cevap verme…



Bir filozof ile bir dalkavuk konuşuyormuş. Filozof ne derse dalkavuk onu tasdik ediyormuş. Nihayet sabrı tükenen filozof haykırmış: - Birader, hiç olmazsa bir kez olsun dediğime itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayalım.

21 Ara 2006

Türk televizyonlarında unutulmayan anlar...

• Timur Selçuk'un kendisiyle gecenin 2'sinde canlı telefon bağlantısı kuran Savaş Ay'a "ben namaz kılan adamım, sabah namazına kalkıcam ne beni arayıp rahatsız ediyorsunuz!" şeklinde fırça kayıp telefonu canlı yayında yüzüne kapatması, Savaş Ay'ın çaresiz bakışlar içinde sus pus durumu kurtarma çabaları...
• Doğuş ve Hilal Cebeci'nin otelde basılmalarından birkaç gün sonra Alişan'ın kameralar önünde Doğuş'a "o otel yaramış sana, zayıflamışsın!" demesi, Doğuş'un kilitlenmesi...
• Telegol'de Tevfik Lav'ın ölüm haberi verilmesinden hemen sonra herkes şoktayken Turgay Şeren'in aniden "yaa ne alakası var, 100.yıl diye Galatasaray şampiyon olacak diye bir şey mi var!" demesi, ortamdakilerin ani şaşkınlıkları ve donup kalmaları...
• Bizim Stadyum programında, yorumcu-eski merkez hakem komitesi başkanı Ahmet Güvener'in cep telefonunun ısrarla çalması üzerine "bir saniye kapatayım şunu" demesi..
• Liverpool-Galatasaray maçında Prates'in freekick gölünden sonra, İlker Yasin'in, gole bir türlü inanamaması ve "sayın seyirciler oradan bu falsoyu nasıl verebilir, böyle bir golü nasıl atabilir?" haykırışları...
• Şimdi Tv'8 de ana haber sunan Erkan Oyal'ın yıllar önce Trt'de gecenin ilerlemiş bir saatinde haber sunarken "Almanya'nın Aşağı Saksonya eyaleti..." diye başlayan haberi defalarca denemesine rağmen sürekli "Almanya'nın Aşağı Soksan-ya eyaleti" şeklinde telaffuz etmesi, ve siyah-beyaz televizyonlarda dahi görülebilen yüzünün aldığı kırmızı-mor karışımı renk...
• Reha Muhtar'ın canlı yayın konuğuna "hastanede karıştırdığınız ve 5 yaşına kadar büyüttüğünüz çocuğu kendi memenizden mi emzirdiniz?" sorusu...
• Ajdar Anık'ın Beyaz Show'da "Nane Şekeri" adlı şarkımsıyı seslendirirken "müzik çok hızlı" diyerek orkestraya baştan çaldırması, Beyaz'ın "orkestramız adına özür diliyoruz" demesi..
• Zekeriya Beyaz'ın ve Nuri adlı eşcinsel şahısın konuk olduğu ve eşcinsellerin tartışıldığı "Dünya Hali" programında Nuri'nin Zekeriya Beyaz'a "eşcinselim ben, homoseksüelim homoseksüel! Var mı?! Beyoğlu'na belediye başkanı olucam hiçbiriniz kurtulamayacaksınız benden!" demesi, Zekeriya Beyaz'ın ellerini önünde kavuşturup "tövbe estağfurullah" şeklinde sinmesi...

tespit

Fatih Terim’in hayatını konu alan bir dizi çekiliyormuş. Yavuz Bingöl Fatih Terim; İpek Tuzcuoğlu da eşi Fulya Terim rolündeymiş. Zor işe kalkışmışlar...
1) Fatih Terim’in özellikle maçlarda yaptığı o acayip mimikleri yapabilecek bir oyuncu bulunabilecek mi?
2) O Mimikleri yapmak, Zerda’da neredeyse sıfır mimikle oynayan Yavuz Bingöl’ü biraz aşmaz mı? Hele Yavuz’un o meşhur öpüşmeleri, hala beynimizden atamadık...
3) Al Pacino ya da Jack Nicholson diyoruz ama onlar da televizyon dizisine ağır gelir. Prodüksiyonu aşar... Ha belki bi Chevy Chase falan... Fakat O da karizmayı sıfırladı, olmaz...
4) Bu diziyi, her hafta Fatih Terim’e sıkı giydiren Turgay Şeren’siz, Ahmet Çakar’sız, daha doğrusu Telegol’süz düşünmek mümkün mü? Daha Fatih Terim’i oynayacak oyuncu bulamamışken, Turgay Şeren ve Ahmet Çakar’ı canlandıracak birilerini bulmak mümkün mü?
5) Galatasaray için yapılan film sinemalarda zar-zor 1 hafta oynayıp derhal vizyondan kalkmıştı. Fenerlileri, Beşiktaşlıları, Trabzonları karşınıza alıp sadece belli bir takıma dizi yapmak; reyting açısından ne kadar faydalıdır? Bugün üzerimizde bir negatiflik mi var ne, hiçbir şeye olumlu bakamıyoruz. Var bi terslik, hayırlısı...